İnsan gelişimini fiziksel, bilişsel ve duygusal/sosyal gelişim olarak ele aldığımızda bu kavramların gelişim sürecindeki yeri ve önemini bilmekteyiz.  Şüphesiz anne ve babalar, çocuğun doğumdan itibaren bu gelişim evrelerinin en verimli ve yetkin bir şekilde kazanmasını arzu ediyor ve bu durumun gerçekleşmesi için çözüm arayışı içerisine giriyor.  Bu gelişim evrelerinden bir tanesi üzerine farklı görüş ve düşünceler ön plana çıkıyor. Bu başlık bilişsel gelişim…

Yani zekanın doğumdan erişkinliğe kadar olan sürede aldığı yol. Bu yola gelişim yolu diyebiliriz. Özellikle çocuğun okulöncesi dönemi tamamlandığında anne ve babaların akademik beklentileri bununla beraber kaygıları da gün yüzüne çıkıyor.

Öğrenci birinci sınıfa başladığında yeni bir deneyime merhaba derken aynı hisleri ‘yeni deneyim’ başlığı altında anne ve babalarda yaşıyor. Bu süreç hem öğrenci hem de ebeveyn için yeni bir deneyim.

Çocuğunun mutsuz ve başarısız olmasını isteyen hiçbir anne baba yoktur şüphesiz. Peki büyük umutlarla başlayan temel eğitim sürecinde çocuğunuzun akademik gelişimi sizi tatmin etmiyor, daha doğrusu hedeflenen kazanımları kazanmada yetersiz. Bu durumu nasıl açıklarsınız?

Bu duruma açıklama getirmek istediğinizde ön yargılarınızı harekete geçirirseniz, öğretmen yeterliliği, okulun eğitim sistemi gibi faktörler ilk aklınıza gelecek seçenekler olur. Ön yargısız bir muhakeme yaptığınızda ise, çocuğunuzu ve kendinizi sorguya çekersiniz. Elbette öğretmen yeterliliği, okulun eğitim sistemi gibi faktörlerin üzerini çizin demem ancak ilk etapta ‘ebeveyn ve çocuk’ başlıkları üzerinden çözüm arayışına girilmeli. Nasıl mı?

Çocuğunuzu muhakeme ederken, elimizden geleni yapıyoruz olmuyor. Bu çocuğun kapasitesi bu kadar, zaten ailede de çok okumuş adam yok. Şeklinde ‘’gelenekçi’’ bir anlayışla hareket ettiğinizde işin içinden çıkamayacağınızı bilmenizi isterim. Bu durum öğrenilmiş çaresizliktir.  Bu serzenişi çocuğunuza işittiğinizde ne yazık ki çocuğun gelişim evrelerinde yer alan duygusal ve sosyal gelişimi de zedelemiş olursunuz.

Yukarıdaki açıklama probleme çözüm önerisi geliştiremeyen ebeveynlerin en kolay tercih ettiği açıklamadır.

Bir çocuk başarısız ise bu sonucun ortaya çıkmasında genlerin etkisi çevrenin etkisinden çok daha azdır. Yani şunu demek istiyorum bir çocuğun çevresel faktörleri düzenlenmez, yapılandırılmaz ise başarısızlık kaçınılmazdır. İlk eğitim ailede başlar. Zeka gelişiminde 0-3 yaş hayati önem taşır.

Bakınız,

Almanya’da yapılan bir araştırma üzerinden söylemimi daha net ifade edeceğim. Knut ve Kurt adlı iki alman çocuk, yaşları aynı ve bu çocuklar aynı zeka seviyesindeler.

Knut’un ailesi 0-3 yaş döneminde Knut’a masal ve hikayeler okuyup, onunla daha fazla sohbet ederek; Knut’un dünya algısını değiştiriyor. Kurt’un ailesi ise bu dönemde Kurt’la ilgilenmiyor ve akıllı cihazlarla zaman geçirmeyi tercih ediyor. Bu çocuklar 3 yaşına geldiklerinde bir IQ testine tabii tutuluyor ve Knut, IQ puanında Kurt’u geçiyor.  Aynı şekilde hayatlarına devam ederken yaşları 10 olduğunda tekrar bir ölçüme tabii tutuluyorlar ve bu sefer tam tersi Kurt, Knut’u geçiyor. Nasıl mı? Kurt, bireysel ilgi ve alakanın üst seviyede olduğu ve öğrenci ihtiyaçlarının karşılandığı bir eğitim modeliyle yetiştirilirken, Knut ise ağır müfredat altında eziliyor.

Araştırma verileri olumsuz çevresel faktörlerin zekayı gerilettiğini de ifade ediyor.

Sevgili Anne ve Babalar;

*İlk eğitim ailede başlar ve 0-6 yaş aralığı (okulöncesi dönemi) hem ebeveynler hem de öğretmenler için büyük önem arz eder. Özellikle ilk 3 yıla dikkat edilmesinde fayda var.

* Okulöncesi dönemde çevresel faktörlerin yapılandırılması çocuğunuzun zeka katsayısını arttıracak bir hamle olacak, ilkokula bir adım önde başlayacaktır.

*Çevresel faktörlerin zeka üzerindeki etkisi yaşam boyu devam eder, bu sebeple anne ve babaların örnek tutum ve davranışlarla rol model olması, öğretmen ile iş birliği içerisinde hareket etmesi, akademik beklentilerin karşılanmasında kolaylık sağlayacaktır.

İlgili araştırma kalıtımın zekayı etkilemediğini iddia etmiyor, benim de böyle bir iddiam yok. Gen aktarımını kontrol edemeyebiliriz, ancak unutulmamalıdır ki bir annenin karnındaki çocuk dahi doğum öncesi anne stresinden, yemesi ve içmesinden etkilenir. Bu da çevresel faktörlerin kalıtıma etki ettiğini gösterir. Bu sebeple çevresel faktörleri önemseyiniz. İleride çocuğunuza katacağınız değeri göz ardı etmeyiniz.

 

Kaynakça: https://www.dw.com/tr/zekâ-kalıtımsal-mı-yoksa-çevresel-mi/av-46638395

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir